Try right click.

Aciklama...

Su anda okumakta oldugunuz blogtaki yazilar sadece son aya ait olan ve secilmis birkac yazidan ibarettir. Ay sonunda bir onceki aya ait olan yazilar yayindan kaldirilmaktadir. Sadece secilmis birkac yazi belli siklikta degistirilmek uzere sinirli sure icin tekrardan yayinlanacaktir.
Sevgiler... Archi*Sugar

Kalbinin sesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kalbinin sesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Ekim 2010 Pazar

Kelebekler

"Selin dogdu"...

Amerikan Hastanesi'nin genisce bir koridorunda bekleme salonunda oturmus, az once elimi tutup yanagima kocaman bir opucuk vermis guzel kadinin o anda neler yasadigini ve ilerideki hayatimizin nasil olacagini dusunmeye o kadar dalmistim ki... Mutluluk ve heyecanla yogrulmus ses tonu ile soylenen o cumle beni kendime getirdi...

Heyecanla bekledigim, istedigim, kavusmak icin ailede herkese gunlerce dil doktugum, rica ettigim, hayaller kurdugum, dua ettigim kucuk Selin gelmisti...

"Selin dogdu"...
Dun gibi....
Dogumun, seni koklamak icin ilk uyandirisim, senin aglamanla ilk uyanisim, ilk gulumsemen, ilk adimin, ilk dogumgunun, kucucuk ellerin, kucucuk ayaklarin, okula baslaman, kendine guvenin, kazandigin madalyalar, getirdigin takdirnameler, lise mezuniyetin, universiteye gidisin, universite mezuniyetin, bizi gururlandirip  harika bir doktor olusun, mecburi hizmete gidisin, birlikte gulusumuz, aglamamiz, kavgalarimiz, barismalarimiz, paylasmalarimiz, hayallerimiz, ortak yonlerimiz, karsit yonlerimiz, benzer yonlerimiz...

Simdi ise... yeni bir kapi... yeni bir pencere... yeni bir yol...

Nisanlandin artik... Yuzundeki gulumsemeyi, kalbindeki heyecani, duru guzelligini ve pastandaki kelebekleri andiran sonsuz mutlulugunu paylasmak herseye deger...

Guzel kardesim...

Hep mutlu ol...

24 Temmuz 2010 Cumartesi

Ciziyoruz...

Ilhamsiz bir odada rengarenk boyalar verilmis elimize... Diger elimizde sihirli bir firca. 

Bos tuali cizip duruyoruz. 

Tek bir tual var ya karsimizda, iste en zoru da bu.

En guzeli, en icteni, en mutlusu, en sagliklisi, en durusu olsun istiyoruz.

Ciziyoruz... ciziyoruz...

24 Mayıs 2010 Pazartesi

12


On a spring day as this one...
Love came into my life... Changing everything for good... giving me all the peace, hope and magic...


On a spring day as this one...
You came into my life... Changing everything for good... giving all your love, heart, and tenderness...

On a spring day as this one...
Changing all the seasons upside down...
"I" turned into a "we", "me" turned into a "us", and the world into a paradise...

Je t'aime...
Forever...

12 Mayıs 2010 Çarşamba

Kelebekler ucarsa...

Postaci kapiyi calar iki defa... Elimde oyun hamuru, ustumde unlu elbisem, pesimde merakli bir peri... Kapinin diger tarafinda ise kocaman bir paket... Isiklar sacan...

Sevgi getirmis bugun bana, postacim... Umut getirmis... Iki tatli penguen, getirmis... Biri bana... Biri perime...

Ask getirmis bugun bana, postacim... Dostluk getirmis... Iki kocaman kelebek getirmis... Biri bana... Biri dostuma... Canima...

9 Mayıs 2010 Pazar

Anneler

Anneannem, annem ve ben... arkadan gelen bir de 4. nesil kizim... ne kadar anlatirsam anlatayim anlamayacaksin kizim... Cunku...

Anne olmak, ancak anne olunca anlanan birseymis... Anne olmak, aslinda kendinden vazgecmekmis... Anne olmak, yeniden ogrenmek, yeniden anlamak, yeniden tanimak, yeniden dogmakmis... Anne olmak, aslinda kalbini vermek, tum asklardan daha da buyugunu tatmakmis... Anne olmak, ne kadar uzakta olursa olsun, anneni daha iyi anlamakmis...

Ozledim annecigim, cok ozledim...
..................
ANNELER

Dal bir gün dedi ki tomurcuğuna:
- Tenimde bir yara işler gibisin
Titrerim rüzgarlar keder vermesin.

Anneler beşikten der çocuğuna:
- Acını görmesin gözüm alemde
Teselli demeksin bana son demde.

Bütün ümitleri yel alır gider
Tomurcuk açılır, sel alır gider
Anneler büyütür, el alır gider.

Ahmet Kutsi TECER (1901 - 1967)


7 Mayıs 2010 Cuma

Happy Birthday Tchaikovsky

Pyotr Ilyich Tchaikovsky (7.Mayis.1840 - 6.Kasim.1893)

15 Nisan 2010 Perşembe

Mukemmel Anne Var Mi?

Anne olmak icin cirpinanlar taniyorum. O canindan can parcayi kucagina alabilmek icin yillarca tedavi gorenler... Baskasinin dogurdugu cocugu evlat edinenler taniyorum. Evlat edinip o cocugu canindan can parca yapanlar... Sonra... o rengarenk ama ici bos gazetelerin ucuncu sayfa haberlerini goruyorum. Kendi kanindan kan, canindan can cocugunu cop tenekesine atanlar, parcalara ayiranlar, ac birakanlar, baskasina satanlar, taciz edenler ve hatta daha da ileri gidip ismini dahi soylemek istemedigimiz vahsice seyleri yapanlar...

Bizim mukemmelini aradigimiz anneler, isteyerek, severek ve ozveride bulunarak anne olan kadinlar. Cocugu icin en iyiyi isteyen, arastiran ve oyle olmasi icin cirpinan anneler. Cocugunu kendi dogurmus olsun ya da olmasin. Diger "dogurmus kisiler" ile zaten isimiz yok, olamaz.

Dogarken "anne" sifatiyla dogmuyoruz. Anne olana kadar anne olmanin bilgileri ve ozelliklerinden yoksun buyuyoruz. Sonra, beklendik ya da beklenmedik bir anda O'nun gelecegini ogreniyoruz. Mutlu oluyoruz ve tatli bir telasa giriyoruz. Hazirlanmak icin sadece birkac ayimiz var. Odasi, kiyafetleri, ekipmanlari derken kitaplar, dergiler, bloglar, forumlar okunup birkac ay icinde bizi bekleyen hayati ogrenmeye calisiyoruz... Yeterli mi? Asla... Gercekten dogum sancisi cekmeden "dunyanin en dayanilmaz acisi"ni hissetmenin bir baska yolu var mi? Ya da bebek ciyaklamasiyla her 2 saatte bir her gece uyanmadan "uykusuz gecelerin" ne demek oldugunu bilmeye imkan var mi? Ya da O'nu kucagina verdiklerinde gercekten dunyada boyle bir ask olmadigini soylemeye? Ya da o cennet kokuyu icine cekmeden "sut kokusunun" ne demek oldugunu anlamak mumkun mu?

Dunyada hicbir meslek yok ki, birkac ay icinde size mukemmeliyet diplomasi verilsin. Annelik ise tum diplomalarin otesinde bir sifat olduguna gore burada, bilginin harmanlandigi ve ic gudulerle bulustugu bir durum ortaya cikiyor.

Kimse mukemmel degil... Anneler de birer insan ve kesinlikle mukemmel degil... Her insan, zaaflari ve zayifliklari ile doguyor, buyuyor. Robot olmalarini beklemek, surekli en dogruyu yapan kisi olmasini istemek, hayalden baska birsey olamaz.

Hatalar yapiyoruz, geriye donup vicdan muhasebesine giriyoruz, ileriye gidip yaptiklarimizin sonuclarini gormeye calisiyoruz, bugunu yasayip mutlu olmayi, mutlu etmeyi istiyoruz. Hangi yolu secmis olursak olalim, amac, Onlar'in mutlulugu degil mi? Insan, hatalariyla, insan. Insani insan yapan hatalarindan ders almasi, tekrarlamamak icin cozumler uretmesi. Ancak bir saat sonra ya da bir dakika sonra hangi hatayi yapacagimizi bilmedigimiz de bir gercek.

Mukemmeli aramayin... Aratmayin... Yaptiklarinizdan pisman oldugunuz anlarda, cocugunuza siki siki sarilin, opun koklayin... Hata yapilabilir... Ama hicbir kalp tamir olmayacak, hicbir hata duzelmeyecek kadar kati formatlanmamistir. Ozellikle karsinizdaki, dunyada size en cok guvenen, seven ve paylasan varlik ise...

"Mukemmel anne" ise su meshur sehir efsanelerinden baska birsey degildir... :-)

7 Eylül 2009 Pazartesi

Gelecege mektup

Bir gun...

Cok ileride olan ama bir nefes kadar cabuk gelecegini bildigim birgun... Karsima gececeksin... Gozlerimin icine bakip hic konusmadan kalbimin atislarini dinleyeceksin... Bir gun... Bir saniye sonra gelecek olan o gun, elimi tutup yanindayim diyeceksin. Ben... yasli bir nine... Sen... orta yasini henuz gecmis ama cok havali bir anneanne... Yaninda torunlarin olacak... Kizina donup onunla biraz yalniz kalmak istiyorum diyeceksin... Ben ise yine o gun, tipki bugun oldugu gibi bogazima dugumlenmis binlerce kelime ile sadece elinin sicakligini hissedecegim... Kelimesiz, sessiz...

Hayat bazen acidir guzel kizim. Bazense en tatli sekerden daha tatli. Hayat surprizlerle doludur melegim. Bazen ani, bazense beklenen. Bir terazidir, dunya. Siyah... Beyaz... Biri olmadan digeri olmaz. Birini hissetmeden, digerinin degeri anlasilmaz.

Senden once... Bilmezdim boyle hissetmeyi, anlamazdim boylesine derin ozveriyi. Sensizlik hiclikmis megerse yavrum. Seninle olmak, nefesini hissetmek, kokunu duymak, kucucuk bir opucuge baglanmak, yuzunun her bir kivrimini, sesinin her bir tonunu, kokunun her bir detayini bilmek, hissetmek, ezberlemek, sevmek... Sensizlik karanlikmis megerse... Aydinligi gorunce gercegi anlamak...

Yanima yatip gozlerimin icine bakip yuzumu oksuyorsun ya... Ya da ayakkabilarini giydirirken aniden firlayip boynuma sarilip anne diyorsun ya... Ya da hicbirsey yapmayip gozlerinde isiltiyla karlarin icinde yemek arayan kargalari seyrediyorsun ya... Ya da icten gelen gercek mutluluk kahkahalariyla ufacik bir sinege bile evcil hayvan muamelesi yapiyorsun ya... Ne cok sey ogretiyorsun bana, biliyor musun? Hayatla ilgili bildigim, inandigim, guvendigim ne varsa yiktin sen. Yerine saf sevgi koydun, biliyor musun? Sevgi... Katiksiz, puruzsuz, seffaf, sevgi. Bir karincayi sevmeyi ogrettin bana. Elime konan kucucuk bir uc uc bocegiyle mutlu olmayi. Herseyi oldugu gibi kabul etmeyi ogrettin, herseyi ve herkesi. Cocukluguma geri dondurdun beni. Hayatin anahtarini verdin bana, haberin var mi?

Dunyanin gelmis gecmis tum lisanlari toplansa bir cumle cikaramaz ki; bilinen tum renkler bir araya gelse dogru tonu tutturamaz ki; tum sesler birlesse dogru tiniyi calamaz ki... nasil anlatilir ki icimdeki sen? Bendeki sen... Sendeki ben...

Cizdigin her resme ekledigin o sari buyuk gunes, hayatinda hep parlasin kuzum. Gununu, yolunu, gelecegini aydinlatsin. Ileride birgun, ben gittigimde... Artik yaninda olamadigimda... Gunese don yuzunu... Isitsin titreyen bedenini. Bil ki, tenine isleyen her bir isinda ben varim. Usudugun her an, korktugun her an, uzuldugun her an, yalniz hissettigin her an... Yaninda, yanibasindayim.

Gunes kadar sicak, deniz kadar derin, ufuk kadar buyuk, bir nefes kadar yakinim...

Nice senelere melegim...

Annen

29 Aralık 2008 Pazartesi

Cocuk, cocuktur... Yaris ati degil...

Cocuklarin yaris ati gibi goruldugu bir ulkede dogduk, buyuduk, yasadik, hatta yaslandik... Bu korkunc durum artik o kadar vahim bir hal aldi ki henuz yeni dogmus bebekleri, 5 yasina gelmemis cocuklari bile yaristirir, birbiriyle kiyaslar, baskasini begenmez olduk...

Basari nedir?

Emeklemek mi? Yurumek mi? Konusmak mi? Ziplamak mi? 10'a kadar takilmadan saymak mi? 1+1'in kac oldugunu bilmek mi? Integral sorusu cozmek mi? Bir magazada en basarili tezgahtar olmak mi? O magazanin muduru olmak mi? Magazanin sahibi olmak mi? Magazanin bagli oldugu holdingin patronu olmak mi? Yoksa o ulkenin cumhurbaskani olmak mi?

Basari, kim icin basari? Hangi zaman icin basari? Hangi durum icin basari?

Every child learns on his own pace, diyor Maria Montessori. Her cocuk kendi hizinda ogrenir. Tum Montessori okullarinin da temel ortak felsefesi ve idare sekli budur. Hicbir cocuk birbiri ile kiyaslanmaz, yarisa sokulmaz, ayni sinavlara tabi tutulmaz, bak o yapti sen de yap denmez, yapamadigi icin kinanmaz, cezalandirilmaz. Ama yaptiginda da odullendirilmez. Bir seyi basarmanin verdigi haz, zaten kendi icinde odulu barindirir.

Cocuklarimizin kiyaslandigi, digerini gecmesi icin zorlandigi, gecemeyince cezalandirildigi bir toplumda yasiyoruz bugun. Matematikten 1 aldi diye dovulen cocuklarin oldugu bir toplumda. Universiteye giremedi diye odasina kapatilan cocuklarin oldugu bir toplumda. Karnesinde kirik oldugu icin intihar eden cocuklarin oldugu bir toplumda!

Cocuklariniza yol acin, yol gosterin, elinden tutun yardim edin. Ama lutfen kendi yapamadiginiz guzellikleri, ulasamadiginiz hayalleri, basamadiginiz amaclari onlar uzerinde denemeye calismayin. Bir cocugun basarisi, sizin hayal ettiginiz ve olmasini istediginiz tepe noktasi olmak zorunda degil. Bir cocugun basarisi herseyden once sizin basarinizsa eger, o zaman onun mutlulugu, basarilarin en buyugudur.

Mutlu cocuklar yetistirelim... Yaris atlari degil... Mutluluk zaten basariyi da beraberinde getirecektir...

Archi*Sugar

7 Mart 2008 Cuma

2,5 yas mektubu

Kucuk melegim,

Bugun tam 30 ay oldu sen hayatima girip dunyami degistireli. Senden once hayati, hayat sanirdim. Mutluluklari mutluluk, aciyi aci bilirdim. Hayat, senin o peri tozu gozlerinde, o melek bakislarinda, o tilsimli dokunuslarinda gizliymis megerse. Hayat, hayat degilmis senden once. Kelimeler manasizmis sensiz. Dunya renksiz. Hicbir sevgi, sevgi degilmis. Asklar manasiz.

Seninle ogrendim ki; tek bir gulucukmus mutluluk, tek bir opucuk, tek bir sarilis. Bir tek kelime, iki hecede gizliymis isik: An-ne.

Daha dun degil miydi burusuk ufacik pembe bedenini kucagima verdiklerinde? Daha dun degil miydi kucuk ellerinle parmagimi kavrayisin, hayata tutunusun? Daha dun degil miydi ilk gulucuklerin? Ilk adimlarin, ilk lokmalarin? Peki hatta daha dun degil miydi senin karnimdaki varligini ogrendigim? Bir hucreydin o gun, yuzunu cilginca merak ettigim, gormeden asik oldugum, tum umutlarimi bagladigim.

Artik bir fertsin. Benim hala minik, minicik bebegimsin ama aslinda bebekligi coktan geride biraktin. Ben her ne kadar kabullenemesem de, insanin nefesini kesecek bir hizla buyuyorsun. Gunumu aydinlatan kesiflerini hayretle izliyorum. Dunyayi tanimani... Hayatla bulusmani...

Bundan sonra oyle buyuk bir hizla kaynasacaksin ki dunyayla, simdi yasadiginin 10 kati bir hayati daha yasadiginda cogu seyi ogrenmis, bircok mutlulugu, aciyi tatmis, bir meslek edinmis ve belki de hayatini birlikte gecirecegin kisiyi secmis olacaksin. Dusunmek dahi korkutuyor beni. Senin icin hep dogru secimler yapmaya calismak, sana dogru yolu cizmek, guzel hedefler gostermek, bu dunyadaki tum amacim oldu artik. Dilegim senin icin herseyin en guzeli, en safi, en durusu.

Kucuk melegim, hayatla yaptigin tum kucuk savaslara ragmen hala kucucuksun. Muhtacsin. Gece yanina yatip yuzunun tum kivrimlarini ezberler, minik elini avcuma alip oksar, cennet kokunu hasretle icime cekerken hep sukrediyorum Tanrima. Yalvariyorum O'na, sensiz tek bir saniye gecirtmesin bana. Benim icin senden sonrasi olmasin asla bu dunyada. Almayayim tek bir nefes senden fazla.

Bundan birkac sene sonra geriye donup baktigimda belki de bugun yasadigimiz bircok seyi hatirlamayacagiz bile. Ancak biliyorum ki dun gece hep hafizamda yer alacak. Seni uyutmus salonda otururken yavasca acilan kapiyi, uykulu gozlerle karsimda durusunu, kosarak kucagima cikisini, basini gogsume dayayip oylece yeniden uykuya dalisini...

Yavrumsun sen benim. Kanimdan kan, canimdan cansin. Yuregimden kopup gelen bir perisin. O gun gelip de kendi kanatlarinda ucmaya basladiginda, sen de hatirla dun geceyi; o sevkat dolu, sevgi dolu gogsu. Ne zaman ihtiyacin olursa gel yine, o uykulu gozlerle, pembe pijamanla, ipek tombul ellerinle. Daya yine cennet kokulu basini bana. Sarilayim yine sana. Yavrum diyeyim sana, kuzum, melegim... korkma annen burda...

14 Ocak 2008 Pazartesi

Yaris Atlarinin Kacirdiklari...

Plie... iki uc dort...

Plie... Zeynep bacaklarini kir... Serap, sag kolunu duz tut...

Son kez... plie... sag kol... ac... kaldir... sol kol ac... kaldir... duzel...

Selam ver...

Dagilabilirsiniz, eylulde gorusmek uzere... Iyi tatiller cocuklar!

Hizla ust kata kosuyorum. Diger annelerle bekleme odasinda bekleyen anneme opucuk yolluyorum, soyunma odasina kosuyorum. Uzerimde beyaz taytim, kisa kollu pembe bale mayom, pembe bale patiklerim. Sari saclarim arkadan kucuk bir topuz halinde siki siki toplanmis. Sadece kahkullerim kurtulmus topuzumdan.

Yorucuydu bugunku calisma. Bacaklarim agriyor. Ufff, kollarim da. Ama olsun. Ne seviyorum baleyi. Madam Olga ne iyiydi 6 sene once. Ne tatli bir ogretmendi. Keske olmeseydi. Kucuk sari tutumun icinde bana cok guzelsin demisti ilk resitalimde. Ne kadar zarif bir bayandi. Kirik kolunu ipek bir esarpla asmisti boynuna o gun. Benim ilk, onun son resitalinde... Dilek hoca da iyi... Ama Madam Olga'yi ozledim ben...

Annemin elini tutmus eve yururken, bugunun de son bale gunum oldugunu bilmiyordum.

Gidemem anne... Dersim cok... Testler cok... Hoca cok odev verdi... Gidemem...

Peki kizim, bir sene ara verelim o zaman. Ortaokul sinavlarina gir, cik, seneye yine devam edersin baleye... Goruyorum yetisemiyorsun hepsine...

Gidemedim bir sene sonra. Testler, odevler, hocalar, sinavlar... Sonra Ingilizce hazirlik... Sinavlar, sinavlar... 6 senelik kisa ama mutluluk dolu bale hayatima son noktayi koydu ozel okul sinavlari...

Bale ise... hep icimde kaldi!

--------------------------

13 sene sonra...

Anne, anne... Anneee... cektin mi resmini, cektin mi?

Cektim cektim! Ah kizim, nasil da gururlandirdi kardesin bizi. Aferin ona!

Kardesimin uzerinde dar gri kayak pantalonu. Dizinden itibaren pembe ve genisliyor. Ustunde gri kayak ceketi. Kestane rengi saclari arkasinda at kuyrugu seklinde toplanmis. Yuzu kardan yanmis, yanaklari kipkirmizi. Elinde uzun kayaklari. Siyah ve turuncu.

Ikincilik kursusunde bize gulumsuyor. Az once kayak fedarasyonu baskani madalyasini takmis, yanaklarindan opmus, eline kucuk cicek buketini vermis.

Selin Selin... gel gel... BRAVO! Simdi Kayseri'de sira degil mi? Orada kesin altin madalya alacaksin.

Yok onemli degil. Kayakta saliselerle kaciyor iste birincilik. Olsun. Bak birinci olan 2 salise hizli kaymis benden. Ucuncu kapidan daha hizli gecebilirdim. Olsun... Bak madalyami gordun mu?

Kayseri'de altin madalyayi aldi kardesim kayakta.

Birkac ay once de milli takima secilmisti... Ne heyecanla bize o haberi vermisti. Ne kadar gurur duymustuk onunla.

Ancak birkac ay sonra o da her Turk gencinin takildigi engele takilip OSS sinavlarina hazirlik icin kayaga ara vermek zorunda kaldi. Tesler, hocalar, kurslar, sinavlar, testler, testler, testler... Sayilar, islemler, formuller, bilgiler icinde buldu kendini.

Tam arkasindan zorlu bir tip egitimi... Gulle gibi kitaplar, kadavralar, hastalar, hastaliklar, kemikler, kafataslari, ameliyatlar, acilde nobetler onun yeni hayati oldu...

Kayseri yarisi ise onun son yarisi oldu.

Kayaga hep devam etti, ediyor ama yaris defteri coktan kapandi...

Kesinlikle onun da icinde kaldi!

------------------------

Bu yaris ati olma durumu, yillardir her Turk cocugunun, her Turk gencinin hayatindan bir hobiyi, bir zevki, bir istegi almistir kesin. Hic birseyi almasa, bir senesini almistir. Rahatligini almistir. Bizden de bale ve kayak yarisini aldi... Goturdu... Ki ustelik ailemizin baska hirsli aileler gibi bizi ders calismaya zorlamamasina ragmen! Bir carkti bu, istemesen de girmeden kurtulamazdin. Girmessen hayata devam edemezdin...

Ozledim ben Madam Olga'yi... Ozledim Dilek Hocami... Ozledim tutumu... Ozledim o pembe patiklerimi...

Simdi elimde kucuk bir brosur... 3,5 yasindan itibaren kabul ediyormus Madam Annette bale grubuna...

Karsimda ise dun satin aldigim kizak... Haftasonu o kucuk cocuk pistinde olacak...

Tam yanimda ise 2 yasinda bir peri.

Isvicre'de yaris ati olmayacagina gore bu peri... Atlarla tek temasi, once midillilere sonra buyuk atlara binmek olacagina gore...

Neden olmasin?

5 Ekim 2007 Cuma

Mutlulugun Resmi

Sevgili K.I.S.D., benim icin mutlulugun resminin ne oldugunu ogrenmek istemis. Iki gundur sabah aksam dusunuyor, resimlere bakiyorum. Cok zor bir soru oldu bu benim icin. O kadar cok ki benim icin mutlulugun resmi. Ailemle topluca bir resim, mezuniyet resmim, dugun fotografim, kizimla yuzlerce fotograf, hatta annemin kucagindaki 2 gunluk resmim bile benim icin mutlulugun resmidir.

Ancak, bir fotograf var ki digerlerinden tamamen farkli, digerlerinden cok daha eski, digerlerinden anlamca daha derin ve diger fotograflarin var olmalarinin sebebidir.

Kardesimin odasinda, tam yataginin karsisinda hergun gordugu bir fotograftir, bu. Eski bej rengi bir cercevenin icinde, siyah beyaz, hafifce gulumseyen genc tatli bir ciftin resmidir. Resimdeki bayan, film aktristlerini animsatir. Uzerinde bej rengi guzel bir tayyor, boynunda ise tayyorunun cizgilerinin rengi ile uyumlu bir kurdele vardir. Yanindaki bey ise koyu renk bir takim elbise giymektedir. Henuz yeni 30lu yaslarini bitirmis, saclari yeni kirlasmaya baslamistir. Cift, baslarini hafifce birbirlerine dogru egmislerdir. Mutluluk gozlerinden okunsa da anlasilamayan bir huzun de yok degildir.

Bu fotograf, arkasindaki yaziya gore 25.10.1948, Pazartesi gunu cekilmis. Tam 59 sene once. O gun evlenmis, dunyada gordugum tanidigim en uyumlu, en iyi anlasan ve en mutlu cift...

Anneannem ile dedem.

Kucuk yasta, dogdugu Yanya'dan (Yunanistan) iki kardesi ve dayisi ile Istanbul'a gelen tam bir beyefendi, hayatinin askini Izmir'de guzeller guzeli bir genc kizda buluyor. Evlenmelerine 40 gun kala ise dedemin cok sevdigi kucuk erkek kardesi beklenmedik bir sekilde 30lu yaslarinda vefat ediyor. Dedemin yuzundeki o gizli huzunun sebebi de, bu.

Ben, paylasmayi, yardimlasmayi, hosgoruyu ve sevgiyi dedemle anneannemin iliskisinde tanidim. Gercek saygiyi, dayanismayi, aile ici mutlulugu onlarla ogrendim. Takim elbisesiz ve sapkasiz sokaga asla cikmayan dedem tam bir Istanbul beyefendisiydi. Evde, anneanneme her konuda yardim ederdi. Esine ve kizlarina bir kiloluk dahi paket tasitmaz, tam 5 lisan konusur, dunyayi gezmis oldugundan sevdigi Avrupa sehirlerinden bahseder, notlarini kendi aciklamasiyla daha pratik oldugundan eski Turkce alir, anneanneme Melahatim diye hitap ederdi.

Bir tek gun dahi birbirlerine seslerini yukseltmemisler, ayni fikirde olmadiklari konularda bile mutlaka bir orta yol bulmuslar, gelecek icin ortak planlar yapip iki kizlarini da en iyi okullarda okutup birini avukat digerini ise iki universite mezunu bir ressam yapmislar, emeklilik donemlerini ise cok sevdikleri iki torunlari ile gecirmenin zevkini tatmislardir.

20 sene once soguk bir subat aksaminda 4 ay mucadele etmesine ragmen kansere yenik dustu canim dedem. Beni yalniz biraktin, ben sensiz ne yapacagim diye gunlerce gozlerinden goz yasi eksik olmayan anneannemin ise bugun hala sevgili esinin adi gectiginde gozleri dolar. Onun ne kadar iyi bir insan oldugunu, Avrupa'dan o zamanlar ulkemizde olmayan seyleri ne zevkle ailesine getirdigini, ailece gezdikleri ulkeleri, sehirleri, cocuklarina olan duskunlugunu, kendisine karsi nasil anlayisli ve sevgi dolu oldugunu, simdiki insanlarin ise artik oyle olmadigini anlatir. Son 20 senedir ondan bahsetmedigi gun yok kadar azdir. Son dort senedir de konusmalarinin sonunda ekler: Senin kocani da ona cok benzetiyorum.

Bu son sozu ruhumu oksar. Dogru secim yaptigimi bilir, kendimiz icin onlar gibi mutluluk ve saygiyla dolu, yillarca suren bir beraberlik dilerim.

Mutlulugun resmi, dedemle anneannemin evlendigi gunku fotograftir benim icin. Herseyin baslangici, var olmamizin sebebi, sevginin ve sayginin belgesi olan fotograf....
25.10.1948, Pazartesi - Izmir
(Fotograftan fotograf cektigim icin biraz bulanik)

Acaba sevgili Oyku icin mutlulugun resmi nedir?

17 Ağustos 2007 Cuma

Pullar, plaklar, biz ve ask...


Bu aksam tam 128 tane pul yapistirdim, esimin hazirladigi 9 tane paketin ustune. Bu paketlerin hepsi standart 12" (inch)lik paketler. Nereye mi gidiyorlar? - Biri Finlandiya'ya, ikisi Almanya'ya, ikisi Fransa'ya, biri Amerika'ya, biri Japonya'ya, ikisi Italya'ya. Tanidiklarimiza mi? - Hayir! Kesinlikle tanimiyoruz gonderdigimiz kisileri. Iclerinde ne mi var? - Iclerinde, eline gecenleri cok mutlu edecek seyler var: Cok zor bulunan, dunyada en fazla 100 kopyasi kalmis, en yenisi 20 yillik plaklar.
Bizim esimle ortak hobimizdir plak toplamak, dinlemek ve satmak. 10 seneden fazla zamandir, vakit buldukca antika pazarlarini, eski plak satan dukkanlari, internette ikinci el plak satanlari gezer, koleksiyonlarimizda eksik olan plaklari bulmaya calisir, evde bos zamanlarimizda pikabimiza plaklarimizi koyar dinler, bizim zevkimize hitap etmeyen ya da zaten bizde olan plaklari ise satariz. Satistan tabii ki para kazaniliyor, hatta cok iyi para kazaniliyor ama bizi ilgilendiren isin maddi kismi degil. O plaklarin gercek sahiplerine, onlari birer hazine gibi saklayacaklarini bildigimiz kisilerin eline gectigini bilmek asil bizim ilgilendigimiz kismi. O, oyle hos bir duygu ki.
Sanirim muzigi hala pikaptan dinleyen nadir insanlardan biriyiz. CD ya da mp3 calarimiz yok mu? Tabii ki var. Ama pikabin verdigi zevki vermiyor hicbiri. Hele yillarca arayip da bulamadiginiz, ugruna servet vermeyi goze aldiginiz bir plagi bundan 4 sene once oldugu gibi yasli bir amcanin sizi goturdugu Istanbul'un unutulmus bir mahallesinde, unutulmus bir apartmaninin bodrum katinda, toz icinde bulup gun isigina cikarmanin, onu ait oldugu yere, temiz duzenli alfabetik sirali bir plak koleksiyonunun icine koymanin; caniniz istediginde ozenle cikarip ozel temizleme aletleriyle temizleyip elinizi plagin ortasina degdirmeden, sadece iki parmaginizla tutup, pikaba yerlestirmenin; sonra ozenle calma ignesini ustune yerlestirmenin ve kanepeye O'nunla uzanip mum isiginda o harika muzigi dinlemenin yerini hicbir sey tutamaz...
Yarin, Bienne'de tozlu karanlik bir depoda buldugumuz 9 tane plak, gun isigina, ozgurluge, sevgiye ve tekrardan notalara kavusacak, yasamalari icin onlara ikinci bir sans verilecek. Yasasin muzik!

Related Posts with Thumbnails