Try right click.

Aciklama...

Su anda okumakta oldugunuz blogtaki yazilar sadece son aya ait olan ve secilmis birkac yazidan ibarettir. Ay sonunda bir onceki aya ait olan yazilar yayindan kaldirilmaktadir. Sadece secilmis birkac yazi belli siklikta degistirilmek uzere sinirli sure icin tekrardan yayinlanacaktir.
Sevgiler... Archi*Sugar

Dunyayi Farkli Gormek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dunyayi Farkli Gormek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Temmuz 2010 Pazartesi

Sadece uc kucuk domatesti aslinda


Mutfagimdaki saksida kizaran su uc kucuk domates, simgesi olsun sadelesen dunyamin...

Son uc senedir, sadelestiriyorum dunyami, daha dogrusu normallestiriyorum. Cikardim mutfagimdan, banyomdan, odamdan, arabamdan, gardrobumdan, hayatimdan yapay olan, beni rahatsiz eden herseyi. 

Petrol urunu kullanmamaya calisiyorum uzun zamandir... Sampuan, vucut sampuani, krem, parfum, makyaj malzemesi, temizlik malzemesi, plastik... ne varsa, hepsi olabildigince uzak dursun bana.
Teflonlara zaten uzun sure once elveda, merhaba demirdokum tencereler... cok sevdim sizleri...
Tum ilacli, hormonlu gidalar, sizlere de elveda. En organigi neyse onu verin artik bana. Domatesin en temizi, fasulyenin en tazesi, tavugun en otlayani, dananin en kekik yigeni, inegin en dagda yetiseni, pamugun en beyazi... en temizi, en sadesi, en guzeli...
Ilaclar da uzun suredir raflarda. Gerek kalmaz umarim onlara. Sevmiyorum hicbirini...
Sevmedigim insanlar peki? O kadar az ki sayilari... katran gibi olanlari var ama yine de iste, atsan atilmaz, satsan satilmaz cinsinden. Duymuyorum onlari da artik, kapadim kulaklarimi, yumdum gozlerimi. Varlar, oradalar biliyorum ama... katrana bulasmak, siyah olmaktir. Beyazlar icinde olanlar lazim bana. Tuali temiz olanlar... rengarenk resimler yapip etrafina cicekler sacanlar.
Cicekleri kokluyorum bol bol...
Yanimda ciceklerin en guzeliyle. En masumu, en tatlisi, en cennet kokulusuyla... 
Kizima dondum sadece yuzumu... Dunya bir yana... O bir yana...


15 Nisan 2010 Perşembe

Mukemmel Anne Var Mi?

Anne olmak icin cirpinanlar taniyorum. O canindan can parcayi kucagina alabilmek icin yillarca tedavi gorenler... Baskasinin dogurdugu cocugu evlat edinenler taniyorum. Evlat edinip o cocugu canindan can parca yapanlar... Sonra... o rengarenk ama ici bos gazetelerin ucuncu sayfa haberlerini goruyorum. Kendi kanindan kan, canindan can cocugunu cop tenekesine atanlar, parcalara ayiranlar, ac birakanlar, baskasina satanlar, taciz edenler ve hatta daha da ileri gidip ismini dahi soylemek istemedigimiz vahsice seyleri yapanlar...

Bizim mukemmelini aradigimiz anneler, isteyerek, severek ve ozveride bulunarak anne olan kadinlar. Cocugu icin en iyiyi isteyen, arastiran ve oyle olmasi icin cirpinan anneler. Cocugunu kendi dogurmus olsun ya da olmasin. Diger "dogurmus kisiler" ile zaten isimiz yok, olamaz.

Dogarken "anne" sifatiyla dogmuyoruz. Anne olana kadar anne olmanin bilgileri ve ozelliklerinden yoksun buyuyoruz. Sonra, beklendik ya da beklenmedik bir anda O'nun gelecegini ogreniyoruz. Mutlu oluyoruz ve tatli bir telasa giriyoruz. Hazirlanmak icin sadece birkac ayimiz var. Odasi, kiyafetleri, ekipmanlari derken kitaplar, dergiler, bloglar, forumlar okunup birkac ay icinde bizi bekleyen hayati ogrenmeye calisiyoruz... Yeterli mi? Asla... Gercekten dogum sancisi cekmeden "dunyanin en dayanilmaz acisi"ni hissetmenin bir baska yolu var mi? Ya da bebek ciyaklamasiyla her 2 saatte bir her gece uyanmadan "uykusuz gecelerin" ne demek oldugunu bilmeye imkan var mi? Ya da O'nu kucagina verdiklerinde gercekten dunyada boyle bir ask olmadigini soylemeye? Ya da o cennet kokuyu icine cekmeden "sut kokusunun" ne demek oldugunu anlamak mumkun mu?

Dunyada hicbir meslek yok ki, birkac ay icinde size mukemmeliyet diplomasi verilsin. Annelik ise tum diplomalarin otesinde bir sifat olduguna gore burada, bilginin harmanlandigi ve ic gudulerle bulustugu bir durum ortaya cikiyor.

Kimse mukemmel degil... Anneler de birer insan ve kesinlikle mukemmel degil... Her insan, zaaflari ve zayifliklari ile doguyor, buyuyor. Robot olmalarini beklemek, surekli en dogruyu yapan kisi olmasini istemek, hayalden baska birsey olamaz.

Hatalar yapiyoruz, geriye donup vicdan muhasebesine giriyoruz, ileriye gidip yaptiklarimizin sonuclarini gormeye calisiyoruz, bugunu yasayip mutlu olmayi, mutlu etmeyi istiyoruz. Hangi yolu secmis olursak olalim, amac, Onlar'in mutlulugu degil mi? Insan, hatalariyla, insan. Insani insan yapan hatalarindan ders almasi, tekrarlamamak icin cozumler uretmesi. Ancak bir saat sonra ya da bir dakika sonra hangi hatayi yapacagimizi bilmedigimiz de bir gercek.

Mukemmeli aramayin... Aratmayin... Yaptiklarinizdan pisman oldugunuz anlarda, cocugunuza siki siki sarilin, opun koklayin... Hata yapilabilir... Ama hicbir kalp tamir olmayacak, hicbir hata duzelmeyecek kadar kati formatlanmamistir. Ozellikle karsinizdaki, dunyada size en cok guvenen, seven ve paylasan varlik ise...

"Mukemmel anne" ise su meshur sehir efsanelerinden baska birsey degildir... :-)

4 Mart 2010 Perşembe

Bir Fabl / Yavru Serce



"Burasi  mi annecigim?" diye sorar yavru serce.

"Evet, burasi. Iste sonun baslangici" diye cevaplar annesi.

Ilik bir bahar sabahi, yuvalarindan sevinc, umut ve ayni zamanda huzunle ayrilip bu yasli cinarin dalina konduklarinda artik birlikteliklerinin sonunun geldigini ikisi de biliyordu. Guclu ve kararli sesiyle onlerindeki yol ayrimini gosterir anne serce.

"Bak", der. "Bak, kucugum... Artik onunde iki yol var. Birincisi, kahverengi olani, herkesin gittigi yoldur. Her serce, senin gibi, dogar, buyur ve kendi ayaklari uzerinde durmayi ogrenince bu yoldan gider. Siradandir. Dikkat cekmezsin, kimse seni sorgulamaz, kimse niye bu yolu sectin demez. Yolun sonunda... Yolun sonunda ise... hep ayni sey vardir..."

"Peki obur yol?" diye sorar yavru serce.

"Diger yol" der annesi... "Pembe yoldur... Degisiktir. Alisilmisin disindadir. Cogu serce o yolu tanimaz, dikkat cekersin, o yolu sectigin icin seni elestirirler. Cok elestirir. Yolun sonunda... Yolun sonunda ise... Cok farkli seyler vardir..."

Kucuk serce... dusunur...

Once kahverengi yola bakar... Iki yuksek tas duvar arasinda sonsuz uzayip giden bir yol gorur. Karanlik ve sikicidir. Icinde hizla ucan, bazen birbirinin ustune basip ezen, one gecen, bazen ise tokezleyip dusen serceler gorur.

Sonra pembe yola bakar... Rengarenk cicekler arasinda kivrilip giden, yukselip inen bir yol vardir. Icinde el ele ucan, birlikte cicekleri koklayan, siril siril akan nehri dinleyen, tomurcuklari seyreden, sakin ve huzurlu serceler gorur.

Cok dusunmeye gerek yoktur. O zaten secimini coktan yapmistir.

Son kez annesine bakar, huzunle gulumseyen tatli dudaklarina dokunur ve yanagini sicak yanagina dayar...

Sirtini diklestirir... Ayni annesinin ogrettigi gibi bahar dalindan havalanir...

"Hoscakal" der... "Farkli olmak beni korkutmuyor"...

... ve hizla pembe yola dalar...

14 Ocak 2008 Pazartesi

Yaris Atlarinin Kacirdiklari...

Plie... iki uc dort...

Plie... Zeynep bacaklarini kir... Serap, sag kolunu duz tut...

Son kez... plie... sag kol... ac... kaldir... sol kol ac... kaldir... duzel...

Selam ver...

Dagilabilirsiniz, eylulde gorusmek uzere... Iyi tatiller cocuklar!

Hizla ust kata kosuyorum. Diger annelerle bekleme odasinda bekleyen anneme opucuk yolluyorum, soyunma odasina kosuyorum. Uzerimde beyaz taytim, kisa kollu pembe bale mayom, pembe bale patiklerim. Sari saclarim arkadan kucuk bir topuz halinde siki siki toplanmis. Sadece kahkullerim kurtulmus topuzumdan.

Yorucuydu bugunku calisma. Bacaklarim agriyor. Ufff, kollarim da. Ama olsun. Ne seviyorum baleyi. Madam Olga ne iyiydi 6 sene once. Ne tatli bir ogretmendi. Keske olmeseydi. Kucuk sari tutumun icinde bana cok guzelsin demisti ilk resitalimde. Ne kadar zarif bir bayandi. Kirik kolunu ipek bir esarpla asmisti boynuna o gun. Benim ilk, onun son resitalinde... Dilek hoca da iyi... Ama Madam Olga'yi ozledim ben...

Annemin elini tutmus eve yururken, bugunun de son bale gunum oldugunu bilmiyordum.

Gidemem anne... Dersim cok... Testler cok... Hoca cok odev verdi... Gidemem...

Peki kizim, bir sene ara verelim o zaman. Ortaokul sinavlarina gir, cik, seneye yine devam edersin baleye... Goruyorum yetisemiyorsun hepsine...

Gidemedim bir sene sonra. Testler, odevler, hocalar, sinavlar... Sonra Ingilizce hazirlik... Sinavlar, sinavlar... 6 senelik kisa ama mutluluk dolu bale hayatima son noktayi koydu ozel okul sinavlari...

Bale ise... hep icimde kaldi!

--------------------------

13 sene sonra...

Anne, anne... Anneee... cektin mi resmini, cektin mi?

Cektim cektim! Ah kizim, nasil da gururlandirdi kardesin bizi. Aferin ona!

Kardesimin uzerinde dar gri kayak pantalonu. Dizinden itibaren pembe ve genisliyor. Ustunde gri kayak ceketi. Kestane rengi saclari arkasinda at kuyrugu seklinde toplanmis. Yuzu kardan yanmis, yanaklari kipkirmizi. Elinde uzun kayaklari. Siyah ve turuncu.

Ikincilik kursusunde bize gulumsuyor. Az once kayak fedarasyonu baskani madalyasini takmis, yanaklarindan opmus, eline kucuk cicek buketini vermis.

Selin Selin... gel gel... BRAVO! Simdi Kayseri'de sira degil mi? Orada kesin altin madalya alacaksin.

Yok onemli degil. Kayakta saliselerle kaciyor iste birincilik. Olsun. Bak birinci olan 2 salise hizli kaymis benden. Ucuncu kapidan daha hizli gecebilirdim. Olsun... Bak madalyami gordun mu?

Kayseri'de altin madalyayi aldi kardesim kayakta.

Birkac ay once de milli takima secilmisti... Ne heyecanla bize o haberi vermisti. Ne kadar gurur duymustuk onunla.

Ancak birkac ay sonra o da her Turk gencinin takildigi engele takilip OSS sinavlarina hazirlik icin kayaga ara vermek zorunda kaldi. Tesler, hocalar, kurslar, sinavlar, testler, testler, testler... Sayilar, islemler, formuller, bilgiler icinde buldu kendini.

Tam arkasindan zorlu bir tip egitimi... Gulle gibi kitaplar, kadavralar, hastalar, hastaliklar, kemikler, kafataslari, ameliyatlar, acilde nobetler onun yeni hayati oldu...

Kayseri yarisi ise onun son yarisi oldu.

Kayaga hep devam etti, ediyor ama yaris defteri coktan kapandi...

Kesinlikle onun da icinde kaldi!

------------------------

Bu yaris ati olma durumu, yillardir her Turk cocugunun, her Turk gencinin hayatindan bir hobiyi, bir zevki, bir istegi almistir kesin. Hic birseyi almasa, bir senesini almistir. Rahatligini almistir. Bizden de bale ve kayak yarisini aldi... Goturdu... Ki ustelik ailemizin baska hirsli aileler gibi bizi ders calismaya zorlamamasina ragmen! Bir carkti bu, istemesen de girmeden kurtulamazdin. Girmessen hayata devam edemezdin...

Ozledim ben Madam Olga'yi... Ozledim Dilek Hocami... Ozledim tutumu... Ozledim o pembe patiklerimi...

Simdi elimde kucuk bir brosur... 3,5 yasindan itibaren kabul ediyormus Madam Annette bale grubuna...

Karsimda ise dun satin aldigim kizak... Haftasonu o kucuk cocuk pistinde olacak...

Tam yanimda ise 2 yasinda bir peri.

Isvicre'de yaris ati olmayacagina gore bu peri... Atlarla tek temasi, once midillilere sonra buyuk atlara binmek olacagina gore...

Neden olmasin?

Related Posts with Thumbnails