"Burasi mi annecigim?" diye sorar yavru serce.
"Evet, burasi. Iste sonun baslangici" diye cevaplar annesi.
Ilik bir bahar sabahi, yuvalarindan sevinc, umut ve ayni zamanda huzunle ayrilip bu yasli cinarin dalina konduklarinda artik birlikteliklerinin sonunun geldigini ikisi de biliyordu. Guclu ve kararli sesiyle onlerindeki yol ayrimini gosterir anne serce.
"Bak", der. "Bak, kucugum... Artik onunde iki yol var. Birincisi, kahverengi olani, herkesin gittigi yoldur. Her serce, senin gibi, dogar, buyur ve kendi ayaklari uzerinde durmayi ogrenince bu yoldan gider. Siradandir. Dikkat cekmezsin, kimse seni sorgulamaz, kimse niye bu yolu sectin demez. Yolun sonunda... Yolun sonunda ise... hep ayni sey vardir..."
"Peki obur yol?" diye sorar yavru serce.
"Diger yol" der annesi... "Pembe yoldur... Degisiktir. Alisilmisin disindadir. Cogu serce o yolu tanimaz, dikkat cekersin, o yolu sectigin icin seni elestirirler. Cok elestirir. Yolun sonunda... Yolun sonunda ise... Cok farkli seyler vardir..."
Kucuk serce... dusunur...
Once kahverengi yola bakar... Iki yuksek tas duvar arasinda sonsuz uzayip giden bir yol gorur. Karanlik ve sikicidir. Icinde hizla ucan, bazen birbirinin ustune basip ezen, one gecen, bazen ise tokezleyip dusen serceler gorur.
Sonra pembe yola bakar... Rengarenk cicekler arasinda kivrilip giden, yukselip inen bir yol vardir. Icinde el ele ucan, birlikte cicekleri koklayan, siril siril akan nehri dinleyen, tomurcuklari seyreden, sakin ve huzurlu serceler gorur.
Cok dusunmeye gerek yoktur. O zaten secimini coktan yapmistir.
Son kez annesine bakar, huzunle gulumseyen tatli dudaklarina dokunur ve yanagini sicak yanagina dayar...
Sirtini diklestirir... Ayni annesinin ogrettigi gibi bahar dalindan havalanir...
"Hoscakal" der... "Farkli olmak beni korkutmuyor"...
... ve hizla pembe yola dalar...