Saat degisikligi nedeniyle 6 olmadan gunesli bir Istanbul sabahina uyaniyorum...
Hastaneyi ariyoruz hemen. 1,5 gun oldu hastamizi yatirali. Yarinki 10 saatlik bir kalp ameliyatina asla hazir olunmayacagi kesin. Icim buruluyor dusundukce.
Zaman geciyor... Uzun suren tatli bir kahvaltinin tam ortasinda televizyondaki korkunc haberle icim ciz ediyor, binlerce diken batiyor kalbime. 7 sene once yasadigim bomba deneyimini hatirlatiyor. Yerde yatan yaralilari gordukce, panik icindeki insanlari seyrettikce tekrar tekrar yasiyorum 7 sene oncesini. Hayret ediyorum, Taksim'in merkezinde, Istanbul'un hatta Turkiye'nin kalbinde, tam da zaten bombaya karsi koruma icin orada bulunan polislerin icinde boylesine bir faciaya engel olamamalarina hayret ediyorum...
Arabama binip Bagdat Caddesi'ne cikiyorum...
Gec kalmis ama tam da yerinde bir 29 Ekim konvoyunun icine dusuyorum. Sirenlerin esliginde yol alirken sokaktaki insanlarin yuzundeki gurur ve mutluluk ifadesi ile icim huzur buluyor.
Tam yanimdan bir gelin arabasi geciyor. Icinde mutlu bir gelecek umuduyla yola cikmis bir cift... Yuzlerinde kocaman bir gulumseme...
Erenkoy Camii'nin onune geliyorum sikisik bir trafikte. Onunde park etmis yesil tasittan, iceride sokaktakinden cok farkli duygular yasandigi cok acik. Ilerlemeyen yolda avluya dogru bakiyorum. Hayatlarinin en uzgun gununu yasayan insanlarla dolu.
Sozun bittigi yer diyorum... Ask, nefret, eglence, mutluluk, hastalik, saglik, gurur, umutsuzluk, hasret, kavusma, sozler, dusunceler, istekler, amaclar... aslinda ne kadar da anlamsiz... Dunyanin bir yerinde, hatta ayni cati altinda, ayni cografyada hepsi birden es zamanli yasanirken.. Sadece birkac metre ilerisinde, yolun sonu...
Hastaneyi ariyoruz hemen. 1,5 gun oldu hastamizi yatirali. Yarinki 10 saatlik bir kalp ameliyatina asla hazir olunmayacagi kesin. Icim buruluyor dusundukce.
Zaman geciyor... Uzun suren tatli bir kahvaltinin tam ortasinda televizyondaki korkunc haberle icim ciz ediyor, binlerce diken batiyor kalbime. 7 sene once yasadigim bomba deneyimini hatirlatiyor. Yerde yatan yaralilari gordukce, panik icindeki insanlari seyrettikce tekrar tekrar yasiyorum 7 sene oncesini. Hayret ediyorum, Taksim'in merkezinde, Istanbul'un hatta Turkiye'nin kalbinde, tam da zaten bombaya karsi koruma icin orada bulunan polislerin icinde boylesine bir faciaya engel olamamalarina hayret ediyorum...
Arabama binip Bagdat Caddesi'ne cikiyorum...
Gec kalmis ama tam da yerinde bir 29 Ekim konvoyunun icine dusuyorum. Sirenlerin esliginde yol alirken sokaktaki insanlarin yuzundeki gurur ve mutluluk ifadesi ile icim huzur buluyor.
Tam yanimdan bir gelin arabasi geciyor. Icinde mutlu bir gelecek umuduyla yola cikmis bir cift... Yuzlerinde kocaman bir gulumseme...
Erenkoy Camii'nin onune geliyorum sikisik bir trafikte. Onunde park etmis yesil tasittan, iceride sokaktakinden cok farkli duygular yasandigi cok acik. Ilerlemeyen yolda avluya dogru bakiyorum. Hayatlarinin en uzgun gununu yasayan insanlarla dolu.
Sozun bittigi yer diyorum... Ask, nefret, eglence, mutluluk, hastalik, saglik, gurur, umutsuzluk, hasret, kavusma, sozler, dusunceler, istekler, amaclar... aslinda ne kadar da anlamsiz... Dunyanin bir yerinde, hatta ayni cati altinda, ayni cografyada hepsi birden es zamanli yasanirken.. Sadece birkac metre ilerisinde, yolun sonu...